Nanoteknolojiyi anlayabilmek için öncelikle nanometreyi bilmemiz gerekiyor.
Varlıkların gözle görülemeyecek boyutlara indirilmiş hali insana büyük heyecan veriyor.
Nanometre, bir milimetrenin milyonda biridir. Evet inanılmaz değil mi? İnsan gözüyle görülemeyecek boyutta olan maddelerin ölçülmesi için kullanılan bir ölçü birimidir nanometre.
Örnek verilecek olursa, hücre zarı 12 nm (nanometre)’dir. Ayrıca nanometre birçok bilgisayar parçasının üretim tekniğinde de kullanılan bir birimdir.
1 ile 100 nanometre boyutundaki maddelerin tasarlanmasına ve bir ihtiyacı gidermek için kullanılmasına nanoteknoloji deniliyor.
Bunları söylediğimiz gibi gözle görmek mümkün değildir. Milimetrenin milyonda biri sonuçta.
Nano boyutunda bulunan bir cisim, sadece gözle görünmeyen özelliği ile kalmayıp bildiğimizin dışında farklılıklar da taşır. Nano boyutunda bulunan maddeler her haliyle, mekanik, elektronik ve manyetik olarak da bilinenin dışında özellikleri barındırır bünyesinde. Örneğin, toprakta bulunan altın henüz gözle görülür haline getirilmemiş nanoparçacık durumundayken sarı değil kırmızı renkte görünüz.
Günümüz teknolojisinde ve gelişen dünya yüzeyinde nanoteknoloji çok farklı alanlarda kullanılıyor artık.
Çok geniş bir uygulama alanına sahip olan nanoteknoloji, ürünlerin ambalajlanmasından güneş pillerine kadar her alanda kullanılıyor.
Dayanıklılık, kullanışlılık, esneklik, ucuzluk gibi pek çok özelliği bulunan nanoteknoloji günümüzde konfeksiyondan bilgisayar teknolojisine kadar çok geniş bir alanda insanlığa hizmet ediyor.
İLK DEFA NE ZAMAN KULLANILDI?
Dünya üzerinde nanoteknolojiye yönelik ilk çalışmalar 1974 yılında Japonya’da başlatıldı.
Tokyo Üniversitesi’nde Norio Taniguchi tarafından ilk çalışmaları 1974 yılında başlatılan nanoteknoloji, asıl anlamını 1981 yılına gelindiğinde kazandı. Bu da 1981 yılında atomların görülmesini sağlayan tarama tünelleme mikroskobunun icadı ile mümkün oldu.
Japonya’nın ardından nanoteknoloji çalışmalarına Amerika da başladı elbette.
Amerika Ulusal Nanoteknoloji Girişimi’nin kurucusu Mihail C. Roco nanoteknolojinin gelişimini dört safhada sıralar.
Birinci Safha: Pasif Nanoyapılar, sadece tek bir görevi yerine getirmek için tasarlanmış maddeler.
İkinci Safha: Aktif Nanoyapılar, birden fazla görevi yerine getirebilen “Çok-görevli” olarak tasarlanmış maddeler.
Üçüncü Safha: Nanosistemler, birbirleri ile iletişim halinde çalışan binlerce farklı maddeden oluşan sistemler.
Dördüncü Safha: Birleşmiş nanosistemler, çok karmaşık görevleri yerine getirebilen iç içe geçmiş nanosistemler.
TÜREKİYE’DE NANOTEKNOLOJİ
Temeli 1970’li yıllara dayanan nanoteknoloji çalışmalarının insana fayda veren somut ürünleri ilk defa 2000’li yılların başından itibaren kullanıldığı biliniyor Nanoteknoloji ile üretilmiş pek çok ürün 2000 yılından itibaren piyasada yer almaya başladı.
Peki Türkiye’de nanoteknoloji çalışmaları başladı mı? Başladıysa ne zaman başladı?
Türkiye’de dünyaya nazaran yaklaşık 30 yıl sonra 2000’li yılların başlarında nanoteknoloji alanında deneysel çalışmalar başlatıldı.
Bu konuda geç kalsa da hızlı bir atılım sağlayan Türkiye’de nanoteknolojinin sanayiye yansıması çok gecikmedi.
Yapılan bu çalışmaların temelinde ise her türlü koşula karşı daha dayanıklı, daha hafif ve daha hızlı yapıların üretilmesi ve insan yaşamının kalitesinin yükseltilmesi amaçlandı.
Türkiye’nin hazırladığı Vizyon 2023 Strateji Belgesi’nde, öncelikli alanlardan biri olarak belirlenen nanoteknoloji için; “Ülkemizin yalnızca teknoloji kullanan değil aynı zamanda teknoloji üreten bir konuma yükselmesinde kaldıraç rolü üstleneceği değerlendirilmektedir” denildi.